Markalaştırılamayanlardan mısınız?

Markalaştırılamayanlardan mısınız?

Markalaştırılamayanlardan mısınız?

Markalaştırılamayanlardan mısınız?

Markalaştırılamayanlardan mısınız? Markalaştırılamayanlardan mısınız?

“Benim marka takıntım yok” diyenler için bir firmanın markalaşamamış olması belki de çok önemli değildir. Peki ya markalar tarafından bakıldığında markalaşamamak nasıl bir durum? Genelde bu firmaların sonunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Hayır yani marka değeri neden bu kadar önemli? Çünkü pazarlama tüketiciye ulaşmanın nadide yollarından biri de ondan. İyi ama rekabetin çığ gibi büyüdüğü böyle bir dönemde ayakta kalabilen markalar bunu nasıl başarıyor? Tabii ki güçlü ve sıra dışı bir hikayeyle. Ama önce ürünü üretip sonra ona bir hikaye uydurmakla olmuyor bu işler. Siz içeriği üretirken oluşan hikaye, asıl hikaye. O zaman gelin, marka oluşturmada hangi hikayeler nasıl öne çıkmış yolculuğuna çıkalım!

“Kanka Seninki Geliyor Doğal Davran”

Doğallık, gerçek, samimiyet… Başarılı bir markanın arkasında bu üç kardeş yatıyor. Tüketicilerin kullandıkları markalarla duygusal bir bağ kurmalarını sağlayan bu kardeşler, markaların adeta mihenk taşır. E bir düşünün: Biri en çok hangi konu hakkında konuşuyorsa, o konuda eksiği vardır derler. Bu sözün etkisinden midir bilinmez, nerede ürününü gerçeküstü, fantastik şekillerde pazarlamaya çalışan bir marka görsek ondan uzaklaşıyoruz. Neden? Çünkü bu kadar abartı hiçbirimize gerçek gelmiyor, tek bir üründen 72 mucizevi etki alamayacağımızı biz gayet iyi biliyoruz.

Hindi kalabalığına girmiş bir halde kendimizi bulduğumuz markalar dünyasında, ne yapacağını bilmez halde oradan oraya koştururken tam da bu noktada bizleri, gerçekliğinden %100 emin olduğumuz o samimi ve doğal hikayelere sahip markalar karşılıyor. Sade, yalın ve içten hikayeler. Tam da ihtiyacımız olan bizi kendinden uzaklaştırmayan markalar. İşte bu markaların güzel ve güçlü hikayeleri, bizi kendine çekerek ihtiyacımız olan güven duygusunu bizlere tattırıyor. Tüketicilerin büyük bir çoğunluğu, hoşlandığı kişiyi görünce doğal davranayım diye ne yapacağını bilemeyen bir platoniğe benzettiği markaların yerine, sınıfın duygusal, çalışkan ve içten çocuğuna kaptırıveriyor kalbini ve hak ettiği bağlılığı buluyor nihayet.

Ah, Yüreğimize Dokunan O Markalar, Reklamlar

Her birimizin sahip olduğu kimlikler bizleri tanımlıyor. İşte marka kimliği ifadesini kullanırken de markayı tanımlayan bir değerden bahsediyoruz. Markanın tüm özelliklerini, tıpkı bir insan gibi bizlere sunan reklamlar, yüreğimize dokunup unutulmaz olabiliyor. Tabii ki bizi böyle bir yolculuğa çıkarabilecek reklamlar, ancak samimi, tutarlı ve gerçek bir hikayeyle bunu başarabilir.

Ünlü spor markası Nike, “Just Do It” gibi mükemmel bir motivasyon sloganıyla piyasaya girerek herkesin ilgisini çekmeyi başarmıştı. Ama bir reklamı var ki… Sene 2002. Angry Chicken. Bir adam kızgın bir tavuktan kaçıyor. Ne yapsa bu tavuktan kurtulamayan adam sonunda Nike Presto ayakkabısını giyiyor ve duvara tırmanarak bu kızgın ve zeki tavuktan kurtulmayı başarıyor. “Just Do It” modunda olan bu adam, kesinlikle Nike’ı çok iyi yansıtıyor ve her ne kadar mantıksız gibi de görünse bu hikayede bize Nike’ın gücünü göstermeyi başarıyor.

Kısa bir deyişle, tüketicilere ulaşmak isteyen bir markanın kesinlikle orijinal, gerçek ve duygusal bir hikayeye ihtiyacı var. Bu hikayeler ile milyonlarla bağ kuran markalar, kendini öne çıkarabiliyor. Marka oluşturma sürecinde sıradışı neye ihtiyacınız varsa, fikirlerimiz ile size bu yolda beraber yürümeyi teklif ediyoruz!

BİZE HEMEN ULAŞIN